Türkçenin En Önemli Kuralları

OKUYAN: 162 - Yazar: - Kategori:
Yayın Tarihi: - 19:51

Türkçenin En Önemli Kuralları

BUNLARI UNUTMAYALIM!
1. Sözcüğün türü, görevi sorulunca verilen sözcüğün isim mi, sıfat mı, zarf mı, edat mı, bağlaç mı… olup olmadığına bakılacağını;

2. Sıfatların adlarla; zarfların fiil ve fiilimsilerle ilgili olduğunu;

3. Sıfatların mutlaka isimle ilgili olduğunu ve isimden önce gelmesi gerektiğini (büyük ev…),
isimden sonra gelen sıfatların sıfat olma özelliğini yitirdiğini (unvan sıfatları hariç), isimleştiğini (ev büyük, çocuğun akıllısı…);

4. Yüklemi sözcük türüne göre farklı olan cümle sorulduğunda, cümlenin yükleminin isim mi, fiil mi olduğuna bakılacağını;

5. Adlaşmış sıfatın, isimlerin yerine kullanılan sıfat (“Boş bardakları doldur.” yerine “Boşları doldur.”) olduğunu; adlaşmış sıfatların niteleme sıfatı ve sayı sıfatıyla yapılmayanlarına zamir de denilebileceğini;

6. İsmin “–e, –de, –den” hal eklerini alan sözcüklerin genellikle cümlenin dolaylı tümleci; –i halini alanların belirtili nesnesi olduğunu;

7. İyelik eklerinin bir şeyin kime ait olduğunu bildirdiğini (Kitab-ım, kitab-ın, kitab-ı…) iyelik eki alan sözcüklerin ilgili olduğu kişi zamiriyle (benim kitabım…) kullanılabileceği gibi, iyelik ekinin kişi zamirinin yerini de tutabileceğini (kitabım…);

8. İsim tamlamalarında ilk sözcüğe tamlayan, ikinci sözcüğe tamlanan (sevginin gücü) dendiğini;
devrik söyleyişlerde tamlayanla tamlananın yer değiştirebileceğini (gücü sevginin);

9. Belirtili isim tamlamalarında her iki sözcüğün (ev- in bahçe-si); belirtisiz isim tamlamalarında yalnız tamamlanan sözcüğün (ders kitab-ı) tamlama eki aldığını;10. Takısız ad tamlamalarının tamlama eki almadığını, bir şeyin neden yapıldığını (cam kavanoz) veya neye benzediğini (kiraz dudak) bildirdiğini;

10. Takısız ad tamlamalarının tamlama eki almadığını, bir şeyin neden yapıldığını (cam kavanoz) veya neye benzediğini (kiraz dudak) bildirdiğini;

11. Sıfat tamlamalarının da takısız isim tamlamaları gibi tamlama eki almadığını (güzel bahçe, yeşil boya…) bir şeyin neden yapıldığını veya neye benzediğini bildiren tamlamaların takısız isim, diğerlerinin sıfat tamlaması olduğunu (Sıfatlar tek başlarına zihinde bir kavram karşılaşmazken isimler tek başlarına bir kavram karşılar.);

12. Bir sıfatın birden çok adı tamlayabileceğini (yemyeşil bahçeler, ağaçlar…);

13. Bir ismin birden çok sıfatı olabileceğini (kısa, dar pantolon…);

14. İsim tamlamalarında tamlanan sözcüğünün birden çok ismi tamlayabileceğini (dünyanın gözü, kulağı…);

15. İsim tamlamalarında tamlanan sözcüğünün birden çok tamlayanı olabileceğini (öğretmenlerin ve öğrencilerin sorunları…);

16. Belirtili isim tamlamalarında araya başka sözcüklerin (sıfat) girebileceğini (kapının kırık kolu…);

17. Sıfatların, ad tamlamalarının başına gelip, ad tamlamalarının sıfatı olarak kullanılabileceğini (bozuk köy yolları);

18. Sıfat tamlamalarının, biçim değişikliği yapılarak sıfat öbeği olarak kullanılabileceğini (siyah saç; siyah saçlı kız), bu öbeğe birleşik sıfat grubu da dendiğini;

19. Belirtisiz isim tamlamalarının da sıfat olarak kullanılabileceğini (para delisi adam, yumurta sarısı gömlek);

20. “–den” ekiyle de belirtili isim ve takısız isim tamlamaları kurulabileceğini (arkadaşlardan çoğu, deriden ceket…);

21. Kişi zamirleriyle tamlama kurulabileceğini (benim kalemim, senin kitap, kendi düşüncen…);

22. Kişi zamirleriyle kurulan tamlamalarda, tamlanan iyelik eki almışsa, kişi zamirinin söylenmeyebileceğini (Benim) (Kalemimi ver.);

23. İki zamirle de tamlama kurulabileceğini (şunun şurası, bunların bazıları…);

24. Zincirleme isim tamlamalarının ikiden çok isimden oluştuğunu (pencere camının boyu…)

25. Fiillerin kılış, oluş, durum bildiren eylem anlamı taşıyan sözcükler olduğunu;

26. Oluş bildiren fiillerde eylemin bir süreç içerisinde aşama aşama gerçekleştiğini (kararmak, solmak…);

27. Fiillerin çekimlerinin, kip eklerini almalarıyla gerçekleştiğini;

28. Basit zamanlı fiillerin tek, bileşik zamanlı fiillerin birden çok zaman eki aldığını (oku-yor, oku-yor-du);

29. Ek eylemin, isimlerle birlikte çekime girip isimleri cümle içinde yüklem yaptığını (serin-(idi), uzak-(imiş)…);

30. Fiil çatısı denince fiillerin özne ve nesneye göre aldığı durumun sorulduğunu;

31. Öznesine göre fiil çatısının etken, edilgen, dönüşlü, işteş olabileceğini;

32. Bir fiilin edilgen olabilmesi için “–ıl, –ın” eklerinden birini alması ve öznesinin (eylemi yapanın) belli olmaması, işin başkaları tarafından yapılması gerektiğini (sokaklar temiz – le- n-di);

33. Bir fiilin dönüşlü olabilmesi için “–ıl, –in” eklerinden birini alması ve öznesinin belli olması gerektiğini (Aysel, süs-le-n-di), “kendi” sözcüğünün cümleye dönüşlülük anlamı kattığını, bu nedenle “kendi” sözcüğüne “dönüşlülük zamiri” de dendiğini (Kendi istedi. Kendi yaptı…);

34. Bir fiilin işteş olabilmesi için, “–iş” ekini alması ve eylemin birden çok özne tarafından ya karşılıklı ya da birlikte yapılması gerektiğini (Çocuklar döv-üş-tü. Kuşlar uç-uş-tu.); “birbirini” sözcüğünün cümleye işteşlik anlamı kattığını (Birbirlerini suçladılar.);

35. Etken fiillerin öznesinin belli olduğunu;

36. Öznesine göre fiil çatısı ya da özne – yüklem ilişkisi sorulduğunda fiillerin etken mi, edilgen mi, dönüşlü mü yoksa işteş mi olup olmadığına bakılacağını;

37. Fiillerin nesnelerine göre geçişli, geçişsiz, oldurgan, ettirgen olduğunu;

38. Geçişsiz fiillerin nesneyle birlikte kullanılmadığını, geçişli fiillerin ise nesneyle birlikte kullanılabileceğini

(Araba durdu. Kitabı seçti.);
G.siz                       G.li

39. Geçişsiz fiillerin “–dır, –ır, –t” ekleriyle geçişli yapılabilceğini, geçişsizken geçişli yapılan fiillere oldurgan fiil dendiğini (Çocuğu uyu-t-tu.);

40. Geçişli fiillerin “–dır, –ır, –t” eklerinden biriyle geçişlilik derecesinin artırılabilceğini, bu tür fiillere ettirgen fiil denildiğini (Kitapları sat-tı-dı.); ettirgen yapılan fiillerde eylemin genellikle başkalarına yaptırıldığını;

41. Nesnesine göre fiil çatısı sorulursa, fiillerin geçişli, geçişsiz, oldurgan, ettirgen olup olmadığına bakılacağını;

42. Hiç ayrım yapılmadan fiil çatısı diye sorulursa, fiillerin hem öznesi hem nesnesine göre incelenmesi gerektiğini;

43. Edilgen fiillerde özne ile ilgili sorulara (Kim, ne?), cevap veren sözcüklere sözde özne dendiğini;

44. Edilgen fiillerde “–ce” ekinin ya da tarafından, dolayı, ötürü, yüzünden… sözcüklerinin yardımı ile söylenen öznelere örtülü özne dendiğini (Köylüler tarafından ağaçlar kesildi.);

45. Çekime girmiş,(kip ve kişi ekini almış) genellikle yüklem durumunda olanlara fiil, çekime girmemiş; sıfat, zarf, isim gibi kullanılan sözcüklere de fiilimsi (eylemsi) dendiğini (Duvarı yıktı. Yıkılan duvarı onardı.);

46. Bir cümlede yüklemi bulduktan sonra, cümlede fiilimsi de bulunuyorsa, o cümlenin birleşik (Kapıyı açmak zordur.) cümle olduğunu, fiilimsiye bağlı olana yan cümle, yükleme bağlı olana da temel cümle dendiğini;

47. Yan cümlenin görevi sorulduğunda, yan cümle nin öge görevinin sorulduğunu;

48. Sözcüğün yapısı sorulursa, sözcüğün basit mi, türemiş mi, birleşik mi olduğuna bakılacağını;

49. Cümlenin yapısı sorulursa, cümlenin basit mi, birleşik mi, sıralı mı, bağlı mı olduğuna bakılacağını;

50. Fiilin yapısı sorulursa fiilin basit mi, türemiş mi, birleşik mi olduğuna bakılacağını;

51. Birleşik fiillerin ya iki fiilinin birleşmesinden (görebilmek, alabilmek, gidebilmek, öleyazmak…) ya bir isim ve bir yardımcı fiilin (etmek, olmak, eylemek, kılmak, buyurmak) birleşmesinden (affetmek, memnun olmak, mutlu kılmak, kabul buyurmak…) ya da deyimlerden oluştuğunu;

52. Yapılışı farklı olan birleşik fiil sorulduğunda, birleşik fiilin birleşmesinden mi yoksa bir isimle yardımcı fiilin birleşmesinden mi oluştuğuna bakılacağını;

53. Fiil kipinde anlam kaymasının bir zaman ekinin bir başka zaman eki yerine kullanılması olduğunu (Yarın dışarı çıkıyor.) (çıkacak);

54. Yapım eki almamış sözcüklerin basit (yalın) olduğunu (evleri, yol…);

55. Yapım eki almış sözcüklerin türemiş olduğunu (ev-cil, yol-luk…);

56. Sözcüklerin ad ve fiil köklerinden türetildiğini; hangi sözcük farklı köktendir diye sorulduğunda, sözcüğün kökünün isim mi, fiil mi olduğuna bakılması gerektiğini;

57. Sözcük kökünün, sözcüğün anlamlı en küçük birimi olduğunu (öğret-men-lik, sev-gi, ders-lik…);

58. İkili kökün (ortak kök) anlam değişikliği olmadan hem isim hem fiil kökü olarak kullanılabilen kökler olduğunu (Boya aldım. Duvarı boya.);
İ.K                             F.K

59. Yapım eklerinin sözcüğün anlamını değiştiren ekler olduğunu (ser-gi, ka-çak…);

60. Çekim eklerinin sözcüğün anlamını değiştirmediğini, adlara gelen eklerin (hal ekleri, iyelik ekleri, çoğul eki, tamlama ekleri…) dışında, fiillere getirilen kip ve kişi eklerinin de (sev-miş-tim, dinle-di…) çekim eki olduğunu;

61. Bir sözcüğün hem çekim ekini hem de yapım ekini birlikte alabileceğini, çekim eklerinin yapım eklerinden sonra geldiğini; (göz-le-di, sev-gi-ler…) ancak bazı sözcüklerde çekim ekinin önce kullanılabileceğini

(Anne   –   m   –   siz / ağaç – ta – ki),
Ç.E    Y.E                      Y.E

62. Bir sözcükte birden çok yapım ve çekim eki bulunabileceğini (sev-gi-li-m-in);

63. –i, –e, –de, –den eklerinin kimi zaman yapım eki olarak kullanılabileceğini

(yar – a ,                       gez – i…);
 F.İ.Y.E                       F.İ.Y.E

64. Bir ekin görevi sorulursa, bu ekin yapım eki mi, yoksa çekim eki mi olduğuna bakılacağını,

65. Sorulan ek, tüm seçeneklerde yapım eki olarak kullanılmışsa, sözcüğün ekten önceki durumuna (isim mi, fiil mi) bakılacağını;

66. İkileme ve pekiştirilmiş sözcüklerin de sıfat, zarf ve isim olarak kullanılabileceğini;

67. Cümlenin ögesi sorulunca, sözcüklerin karıştırılmaması gerektiğini;

68. Tamlamaların bölünmemesi gerektiğini, hep birlikte özne, nesne, dolaylı tümleç, yüklem… olarak kullanılması gerektiğini;

69. DİL VE ANLATIM BOZUKLUĞU (CÜMLE BOZUKLUĞU) SORULARINDA,
a. Cümlenin dil bilgisi kurallarına uygun olup olmadığına;
b. Ortak ögelerden kaynaklanan bir yanlışlığın bulunup bulunmadığına;
c. Tamlama yanlışlarına;
d. Yanlış yerde kullanılan sözcüklere;
e. Yanlış anlamda (bir sözcükte bulunmayan bir anlamı) kullanılan sözcüklere;
f. Sözcükler ya da düşünceler arasındaki anlam çelişkisine;
g. Gereksiz iyelik eki, sözcük ve yardımcı fiil kullanılmasından doğan yanlışlıklara;
h. Mantık yanlışlıklarına bakılacağını;

70. Duru cümlenin, içinde gereksiz sözcük bulunmayan bir cümle olduğunu;

71. Akıcı cümlenin kolay okunur, anlaşılır bir cümle olduğunu;

72. Ara sözün iki virgül ya da iki çizgi arasında söylenen, açıklama niteliğinde bir söz olduğunu;

73. Ara sözün görevi sorulduğunda, ara sözün cümlesinin ögesinin sorulduğunu;

74. Eksiltili (kesik) cümlenin, yüklemi söylenmeyen cümle olduğunu;

75. Cümlelerin kuruluşlarına (öge dizilişine) göre ya düz (kurallı) ya da devrik cümle olduğunu;

76. Olumsuz cümlelerin yüklemlerinin, eğer yüklem fiil ise, “–ma, –me” ekini almış; eğer yüklem isimse, yüklemin “yok”, “değil” sözcükleri olması ya da yüklemin “–sız” ekini (ev-siz) almış olması gerekliliğini, diğer cümlelerin anlamlarının olumlu olduğunu;

77. Sözcüklerin yanlış yazılmasının yazım yanlışı olduğunu;

78. Büyük harflerin yanlış kullanılmasının yazım yanlışı olduğunu;

80. “ç, f, h, k, p, s, ş, t” harfleriyle biten sözcüklere “b, c, d, g” harfleriyle başlayan eklerin getirilmesinin yazım yanlışı olduğunu (kitapda, çalışgan, uzakdan…);

81. Türkçe sözcüklerde “b” harfinden önce “n” harfinin gelemeyeceğini (özel adlar ve bazı adlar hariç); (kanbur, çember, anbar, İstanbul);

82. İkinci hecelerinde dar ünlü (i, ı, u, ü) bulunan bazı iki heceli sözcükler, ünlü ile başlayan ek aldıklarında, ikinci hecelerindeki dar ünlünün düşeceğini (alın, kurun, kırın…) bu düşme yapılmazsa bunun yazım yanlışı olacağını;

83. “p, ç, t, k” ünsüzleriyle biten sözüklere ünlü harflerle başlayan ekler getirildiğinde, bu harflerin yumuşadığını (ağaç, ağacı…); özel adlarda ve bazı yabancı sözcüklerde bu kuralın geçerli olmadığını (Ayvalık’ı, Zonguldak’ı…) (hukuk-u, sepet-i…);

84. Özel adlara, sayılara kısaltmalara getirilen, çekim eklerinin kesme işareti ile ayrılmamasının yazım yanlışı olduğunu;

85. “de, ki, mi”nin yanlış yazılmasının da yazım yanlışı olduğunu;

86. Büyük ünlü uyumunun kalınlık, incelik uyumu olduğunu;

87. Nesnel ve öznel anlatımla dolaylı ve doğrudan anlatımı;

88. Mecazlı anlatımı, anlam kaymasını, ad ve deyim aktarmalarını;

89. Yan anlamı ve gerçek anlamın ne olduğunu;

90. Özgünlüğün, doğallığın, üslubun ve biçimin ne olduğunu;

91. Gözlemin ne olduğunu;

92. Eleştirinin, öz eleştirinin ne olduğunu hiçbir zaman unutmayalım.

Etiketler:,

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.