Söz Sanatları Konu Anlatımı

OKUYAN: 17 - Yazar: - Kategori:
Yayın Tarihi: - 23:01

SÖZ SANATLARI (EDEBİ SANATLAR)

Her dil, zaman içinde yazın adamları tarafından işlene işlene ifade olanakları genişletilmiş ve iletişimi daha güzel sağlayacak bir araç konumuna getirilmiştir. Böylece sözcükler, tek boyutluluktan, tek bir anlamın ya da şeklin karşılığı olmaktan çıkarılıp, birden fazla anlamı karşılayacak biçime gelmiştir. Bu durum, ince duyguların, keskin zekâların ve estetik duyarlığın ürünü olan söz sanatlarının ortaya çıkmasına ortam hazırlamıştır. Yazın adamları da yapıtlarında, sözcüklerle anlam ve çağrışım ilgileri kurmak; söze güzellik, canlılık katmak ve sözü daha etkili kılmak için söz sanatlarına başvurmuştur. Dolayısıyla yazınsal yapıtların anlaşılmasında ve yorumlanmasında söz sanatlarının önemli bir yeri vardır. Özellikle Divan edebiyatının anlaşılması için söz sanatlarının çok iyi bilinmesi gerekir. Edebiyatımızın en eski dönemlerinden günümüze kadar, özellikle Divan edebiyatında söz sanatlarına büyük önem verilmiştir.

TEŞBİH (BENZETME)

Değişik yönlerden benzerlik ilgisi bulunan varlık veya kavramlardan, nitelik yönüyle güçsüz olanın güçlü olana benzetilmesidir.

Bu dizelerde, “sevgilinin gözlerinin renginin çok siyah olduğu” anlatılmak istendiğinden; gözler, geceye benzetilmiştir.

Bir teşbihte dört öğe bulunur:
1) Benzeyen: Benzerlik kurulan öğelerin, nitelik bakımından güçsüz olanıdır.

2) Kendisine benzetilen: Benzerlik kurulan öğelerin, nitelik bakımından güçlü ve üstün olanıdır.

3) Benzetme yönü: Benzerlik kurulan öğeler arasındaki benzeşme ilgisi ve yönüdür.

4) Benzetme edatı: Benzeyenle kendisine benzetilen arasında benzerlik ilgisi kuran edat ya da edat görevini üstlenmiş sözcüktür. Benzetmelerde genellikle; gibi, kadar, sanki, güya, tıpkı, misal, andırır, adeta vb. sözcükleri kullanılır.

Bu dizede, “çocukların çok sevinçli olduğu” anlatılmak istendiğinden, çocuklar, uçma yönüyle kuşlara benzetilmiştir.

Benzeyen: aşk

Kendisine benzetilen: okyanus

Benzetme yönü: derinlik

Benzetme edatı: kadar

Benzeyen: Mecnun
Kendisine benzetilen: yaprak
Benzetme yönü: savrulmak m
Benzetme edatı: misal

Çözüm:
Parçayı incelediğimizde, “deneme yazarı”nın, I. cümlede “… bir dağcıyı andırıyor” sözüyle, V. cümlede “… bir dağcı gibi güven duygusu sarıyor içini” sözüyle “dağcfya benzetildiğini görüyoruz.
Cevap B

Nedendir de kömür gözlüm nedendir

Şu gece ki benim uyumadığım

Bu dizelerde “göz” (benzeyen), “kömür”e (kendisine benzetilen) benzetilmiştir. Ancak benzetme yönü ve benzetme edatı kullanılmamıştır.

Karanfil oylum oylum Geliyor selvi boylum

Benzeyen: boy

Kendisine benzetilen: selvi

İSTİARE (İĞRETİLEME)

Sözlük anlamı olarak istiare, ödünç alma demektir. Bir varlığı ya da kavramı anlatmak amacıyla, ona benzetilen başka bir varlığın ya da kavramın adını, geçici bir süre için kullanmaktır. Yani, benzeyen ya da kendisine benzetilenden birinin bulunmadığı teşbihe (benzetme), istiare denir.

Şimdilik goncasın, güzelsin, şensin

Geçer devran kalmaz eser güzelliğinden

Bu dizelerde sevgili (benzeyen) goncaya (kendisine benzetilen) benzetilmiş; ancak “sevgili” söylenmeyerek istiare yapılmıştır.

İstiare, benzetme öğelerinden benzeyen ve kendisine benzetilenin söylenip söylenmemesine göre ikiye ayrılır:
1) Açık İstiare
2) Kapalı İstiare

1) Açık İstiare
Benzetme öğelerinden, sadece kendisine benzetilenin söylendiği, benzeyenin söylenmediği istiaredir

Semadan damla damla hediyeler düşüyor

Bağlara, bahçelere; yine mevsim sonbahar

Bu dizelerde yağmur (benzeyen) hediyeye (kendisine benzetilen) benzetilmiştir. Yani benzeyen (yağmur) söylenmeyip yalnızca kendisine benzetilen (hediyeler) söylendiğinden açık istiare yapılmıştır.

Beyaz bir yorganla örtüldü dağlar

Her yerde derin bir sessizlik hâkim

Benzeyen: kar (yok)
Kendisine benzetilen: beyaz yorgan (var)

2) Kapalı İstiare
Benzetme öğelerinden, sadece benzeyenin söylendiği, kendisine benzetilenin söylenmediği istiaredir.

Sözlerin saplama kalbime ne olur

Yetmedi mi bunca yıl kanattığın

Bu dizelerde sözler (benzeyen) “saplama, kanattığın” sözcükleri söylenerek oka (kendisine benzetilen) benzetilmiştir. Yani kendisine benzetilen (ok) söylenmeyip yalnızca benzeyen (sözler) söylendiğinden kapalı istiare yapılmıştır.

Yüreğim kanat çırpıyor maziye doğru

Gâh gülümsüyorum, gâh ağlıyorum

Benzeyen: yürek (var)
Kendisine benzetilen: kuş (yok)

UYARI:

Açık istiare ile kapalı istiareyi birbirine karıştırmamak için şunlara dikkat etmek gerekir:

  • =>Bir istiarede, kendisine benzetilen (benzetmede nitelik bakımından üstün olan) söylenmişse, başka bir deyişle benzetme “açıkça” görülüyorsa o istiare, “açık istiare“dir.
  • =>Bir istiarede, kendisine benzetilen (benzetmede nitelik bakımından üstün olan) söylenmemişse, başka bir deyişle benzetme “açıkça belli değilse” o istiare, “kapalı istiare”dir.

TEŞHİS (KİŞİLEŞTİRME)

İnsana özgü niteliklerin insan dışındaki varlıklara aktarılmasına, onlara kişilik kazandırılmasına teşhis denir.

Güller ağlıyor, bahçelerde ne tuhaf

Bülbüller veda etmeden ayrılmış yine

Bu dizelerde; güllere, “ağlıyor” sözüyle; bülbüllere de “veda etmeden ayrılmış” sözüyle insana ait özellikler kazandırılmış, dolayısıyla teşhis (kişileştirme) yapılmıştır.


Gökler yere ninni söyler, haz verir

Ala şafak söktü uyanın dağlar

Kişileştirilen varlık: gökler, dağlar


Gece ve kar yine pencerelerde

Acı türküsünü mırıldanıyor

Kişileştirilen varlıklar: gece, kar


  • Bütün kusurumu toprak gizliyor
  • Merhem çalıp yaralarım düzlüyor

Kişileştirilen varlık: toprak


Durgun bir akşamın erguvan örtüsünü

Yırtarken çekinerek gecenin kara eli,

Yorgun bir gölge, omzunda bir günün yükü

Sürüklüyor ufuklara ağır adımlarını.

Bu dizelerde kişileştirilen varlıklar aşağıdakilerin hangisinde verilmiştir?
A) Yorgun omuz – sürüklenen ufuklar
B) Durgun bir akşam – ağır adımlar
C) Erguvan örtü – bir günün yükü
D) Gecenin kara eli – yorgun bir gölge
E) Akşamın örtüsü – omzun yükü

(1987-ÖYS)

  • Çözüm:
    Dizeleri incelediğimizde, ikinci dizedeki “gecenin kara eli” sözüyle; üçüncü dizedeki “yorgun bir gölge” sözüne insana ait özellikler aktarılarak kişileştirme yapılmıştır.
    Cevap D

İNTAK (KONUŞTURMA)

İnsan dışındaki canlı ve cansız varlıkların konuşturulmasına intak denir.


Ben ki toz kanatlı bir kelebeğim,
Minicik gövdeme yüklü Kafdağı

Bu dizelerde kelebek insan gibi konuşturularak intak i
sanatı yapılmıştır.


Aslan, kükreyerek seslendi tavşana
– Sen beni tanımıyorsun galiba

Konuşturulan varlık: aslan


Taş liman haykırıyordu, giden geminin ardından
– Nasıl yaşayacağım şimdi ben sensiz

Konuşturulan varlık: liman


UYARI:
Konuşma, insana ait bir özellik olduğundan, intak sanatının olduğu her yerde doğal olarak teşhis sanatı da vardır. Ancak her “teşhisle intak olmayabilir. Çünkü “intakla kişileştirilen varlığın “konuşturulması” şarttır.


Adam, elini uzattı; tam onu koparacağı sırada mor menekşe: “Bana dokunma!” diye bağırdı.
Bu cümlede en belirgin söz sanatı aşağıdakilerden hangisidir?

A) Teşbih (Benzetme)
D) Kinaye
B) Tezat
C) İstiare
E) İntak (Konuşma)
(1989-ÖYS)

Çözüm:
Cümleyi incelediğimizde “mor menekşe”nin “Bana dokunma!” sözüyle konuştuğunu görüyoruz. İnsan dışındaki varlıkların konuşturulmasma intak sanatı denir. Buna göre bu cümledeki en belirgin söz sanatı intaktır.
Cevap E


MECAZ-I MÜRSEL (AD AKTARMASI)

Bir sözcüğün, benzetme amacı güdülmeden, aralarındaki değişik ilgilerden (iç-dış, parça-bütün, sanatçı- yapıt, yer-insan, yer-olay, yer-alan, neden-sonuç vb.) dolayı bir başka sözcük yerine kullanılmasına mecaz-ı mürsel denir.

Düşmanımdır seni kim bulursa cana yakın
Sana benim gözümle bakan gözler kör olsun

Bu dizelerde gözler sözü, parça-bütün ilgisi kurularak (parçayı söyleyip bütünü kastetmek) insanlar yerine kullanılmıştır.

Dün akşam seni evden sorduk, dışarıda olduğunu söylediler.
Bu cümlede ev sözcüğü, iç-dış ilgisi kurularak (bir şeyin içini söyleyip dışındakini kastetmek) ev halkı yerine kullanılmıştır.

Dostoyevski’yi okudukça o günkü Rusya’yı daha iyi anlıyorum.
Bu cümlede Dostoyevski sözcüğü, sanatçı-yapıt ilgisi kurularak (sanatçıyı söyleyip onun yapıtını kastetmek) Dostoyevski’nin yapıtları yerine kullanılmıştır.

Milli maçtan sonra Türkiye yine sokaklardaydı.
Bu cümlede Türkiye sözcüğü, yer-insan ilgisi kurularak (bir yeri söyleyip orada bulunan insanları kastetmek) Türk halkı yerine kullanılmıştır.

Vapurumuz birazdan Yalova’ya yanaşacak.
Bu cümlede Yalova sözcüğü, yer-alan ilgisi kurularak (bir yeri söyleyip orada bulunan bir alanı kastetmek) Yalova İskelesi yerine kullanılmıştır.


KİNAYE

Bir sözün, hem gerçek hem de mecaz anlamda anlaşılacak biçimde kullanılmasına kinaye denir. Ancak ‘”kinayede sözün mecaz anlamı daha ön plandadır ve kastedilen de mecaz anlamdır. Deyimlerin ve atasözlerinin çoğunda kinaye vardır.

Öğretmenimiz, eli açık bir insandı.
Bu cümlede eli açık sözünde kinaye vardır. Çünkü bu söz, cümlede, hem gerçek hem de mecaz anlamda anlaşılabilecek gibi kullanılmıştır. Yani cümlede, eli açık sözüyle, söz konusu kişinin gerçek anlamda “elinin açık durumda olduğu” değil; mecaz anlamda elinde olanı esirgemeyen, cömert olduğu anlatılmak istenmiştir.

Cep delik, cepken delik
Kol delik, mintan delik
Yen delik, kaftan delik
Kevgir misin be kardeşlik

Bu dizelerde cep delik sözü ile gerçek anlamda “cebin delik olması” değil, mecaz anlamda cebinde parası olmamak anlatılmak istenmiş; her iki anlamda da anlaşılabilecek biçimde kullanılmıştır. Böylece “cep delik” sözü ile kinaye sanatı yapılmıştır.

Çocuğun birine sormuşlar:
– Ne olacaksın?
-Adam olacağım, demiş.
Çocuğun bu yanıtı aşağıdakilerden hangisine örnek olabilir?
A) Benzetme    B) Kinaye     C) Tenasüp     D) Mecaz-ı mürsel      E) Hüsn-i talil
(1998-ÖYS)

Çözüm:
Parçayı incelediğimizde çocuğun, “Adam olacağım” yanıtının hem gerçek hem de mecaz anlamda anlaşılabilecek şekilde kullanıldığını ve kinaye sanatına örnek olduğunu görüyoruz.
Cevap B


TEVRİYE

Bir sözün birden fazla anlama gelecek biçimde kullanılması sanatıdır. Bu sanatta sözün bütün anlamları gerçektir. Ama yakın anlam söylenip uzak anlam kastedilir.

Gül yağını eller sürünür çatlasa bülbül
Etsem abestir sitem-i hâre tahammül

Bu dizelerde eller sözcüğünde tevriye vardır. Çünkü el sözcüğünün yakın anlamı (kolun bilekten parmak uçlarına kadar olan bölümü) söylenip uzak anlamı yabancılar kastedilmiştir.

Verdim gönül o gül ruhun alına aldanıp
Etmezdi kimse eylediğim rengi ben bana

Bu dizelerde alma sözcüğünde tevriye vardır. Çünkü al sözcüğünün yakın anlamı (renk adı olan kırmızı) söylenip uzak anlamı hile, tuzak kastedilmiştir.

Kinaye ile tevriyeyi birbirine karıştırmamak için şuna dikkat etmek gerekir:
“Kinaye”de, iki anlamdan biri mecazken; “tevriye” de iki anlam da gerçektir.


MÜBALAĞA (ABARTMA)

Bir sözün etkisini güçlendirmek amacıyla bir şeyi ya olamayacağı bir biçimde anlatmak ya da olduğundan çok veya az göstermektir.

Yaram var havanlar dövemez merhem
Yüküm var bulamaz pazarlar dirhem

Bu dizelerde şair, havanlar dövemez merhem diyerek yarasının ne kadar büyük olduğunu; pazarlar dirhem -eski bir ağırlık ölçüsü- bulamaz diyerek yükünün ne kadar ağır olduğunu anlatmak için abartma sanatına başvurmuştur.

Aşağıdaki dizelerin özellikle hangisinde bir abartma vardır?
A) Bir ah çeksem dağı taşı eritir i Gözüm yaşı değirmeni yürütür
B) Bu topraklar ecdadımın ocağı i Evim, köyüm hep bu yerin bucağı
C) Ne doğan güne hükmüm geçer i Ne halden anlayan bulunur
D) Derdim çoktur hangisine yanayım i Yine tazelendi yürek yarası
E) Yükseğinde büyük namlı karın var ; Alçağında mor sümbüllü bağın var
(1991-ÖYS)
Çözüm:
Seçenekleri incelediğimizde A’da “Bir ah çeksem i dağı taşı eritir” sözüyle, şair, “ah”ının ne denli güçlü i olduğunu; “Gözüm yaşı değirmeni yürütür” sözüyle ; gözyaşının ırmaklar gibi çağladığını anlatmak için abartma sanatı yapmıştır.
Cevap A


TEZAT (KARŞITLIK)

Birbirine zıt özelliklerin, duygu, düşünce ve hayallerin bir arada söylenmesidir.

Çöl sıcağında yanarken ruhum hasretinden
Hayalinle sönüyorum yangınlarımdan

Bu dizelerde, anlamca birbirine zıt olan yanmak ve ; sönmek sözcükleri bir arada kullanılarak tezat sanatına yer verilmiştir.

ÖRNEK:
Ne efsunkâr imişsin ah ey didar-ı hürriyet
Esir-i aşkın olduk gerçi kurtulduk esaretten
Aşağıdaki dizelerin hangisinde, yukarıdaki beytin ikinci dizesindeki sanata benzer bir sanat vardır?
A) Karlar altında bir ilkbaharım ben
B) Kar değil gökyüzünden yağan beyaz ölümdü
C) Şu bakır zirvelerin ardından
Bir süvari geliyor kan rengi
D) Ruhu her yerde buhurdan gibi yıllarca tüter
E) Ben garip çizgilerle uğraşırken baş başa
Rastlamıştım duvarda bir şair arkadaşa  (1980)

Çözüm:
Verilen dizelerin ikinci dizesini incelediğimizde, bu dizede “Esir-i aşkın olduk” sözüyle “kurtulduk esaretten” sözünün anlamca birbirine zıt olduğundan tezat sanatı olduğunu görüyoruz. Aynı sanatın A seçeneğinde “karlar” ve “ilkbahar” sözleriyle yapıldığını görüyoruz.
Cevap A


CİNAS

Yazılışları ve okunuşları aynı; fakat anlamları farklı olan sözcüklerin bir arada kullanılmasıdır.

Aylardan temmuz, mevsimlerden yazdır
Gel ey peri bana en güzel şiirleri yazdır

Bu dizelerde, yazdır sözcüklerinde cinas vardır. Çünkü birinci dizedeki yazdır (mevsim adı + ek eylemin geniş zamanının üçüncü tekil kişi eki) sözcüğüyle ikinci dizedeki yazdır (yazmak eylemi + -dır [filden fiil yapım eki]) sözcüğünün yazılışları aynı, anlamları farklıdır.

Sahilleri gezdim yapayalnız adım adım
Unuttum gitti vallahi, neydi sahi adım
1. adım: Yürümek için yapılan ayak atışlarının her biri
2. adım: İsim + birinci tekil iyelik eki

ÖRNEK SORU:
Aşağıdaki beyitlerin hangisinde “cinas” vardır?
A) Gönlümle oturdum da hüzünlendim o yerde,
Sen nerdesin ey sevgili, yaz günleri nerde.
B) Kısmetindir gezdiren yer yer seni
Arşa çıksan akıbet yer yer seni.
C) Akşam lekesiz, saf, iyi bir yüz gibi akşam;
Ta karşı bayırlarda tutuşmuş iki üç cam.
D) Gözlerin mahmur olurmuş her zaman Pek yamansın, pek yamansın, pek yaman.
E) Görmeden mecnunların sahradaki cemiyetin, Sevdiğim meşk-i nigâh eylersin âhûlarla sen.
(1995-ÖYS)

Çözüm:
B seçeneğinde, “yer yer” (diyar diyar) ve “yer yer” (yeryüzü + yemek eylemi+geniş zaman kipinin 3. tekil kişi eki) sözlerinin, yazılışlarının aynı ancak anlamlarının farklı olduğunu görüyoruz. Cevap B

SECİ

Düzyazıda, sözcüklerin uyaklı olacak biçimde sıralanmasıdır.

” Aşktır gönlü gülsen eden, aşktır içi ve dışı ruşen eden. Her aşk davasın eden âşık olmaz ve her muhabbetten dem vuran sâdık olmaz. Aşıkım diyen nam ü nişandan geçer, yetmez deyü canan için candan geçer.

Bu cümlelerde, renkli sözcükler uyaklı olacak biçimde kullanılarak seci yapılmıştır.

İlahi, kabul senden, ret senden; şifa senden, dert senden… İlahi, iman verdin, daim eyle; İhsan verdin, kaim eyle.

TEKRİR (YİNELEME)

Anlatımı çekici hale getirmek ve sözün etkisini artırmak için bazı sözcük veya sözlerin tekrar edilmesidir.
Bilmek istersen seni Can içre ara canı Geç canından bul anı Sen seni bil sen seni
Bu dizelerde sen ve can sözcükleri tekrar edilerek tekrir sanatı yapılmıştır.
Kiminiz kürek çeker, siya siya Kiminiz dümen tutar mavnalarda Kiminiz çımacıdır halat başında
Merhaba ey âli sultan merhaba Merhaba ey kân-ı irfan merhaba Merhaba ey derde derman merhaba Merhaba ey mah-ı hurşid-i Hûda

HUSN-İ TALİL (GÜZEL NEDENE BAĞLAMA)

Herhangi bir gerçek olayın meydana gelişini, gerçek nedeninin dışında, hayali ve güzel bir nedene bağlama sanatıdır.
Güller kızarır utancından sevgili, sen gülünce Sümbül bükülür kıskancından kakül bükülünce
Gerçekte, güllerin kızarması (kırmızı olması) yaratılışından ileri gelmektedir: Ancak şair, bu durumu, gerçek nedeninin dışında güzel bir nedene -sevgilinin gülmesinden utanmasına- bağlamaktadır.
Hâk-i payine yetem der ömrlerdir muttasıl Başını taştan taşa urup gezer âvâre su
Bu dizelerde suyun, sevgilinin ayağının toprağına yetişmek için asırlardan beri başını taştan taşa vurup gezdiği anlatılmaktadır. Gerçekte suyun akmasının nedeni sevgilinin ayağına ulaşma arzusu değildir. Şair, suyun akmasını bu arzuya bağlayıp hüsn-i talil yapmıştır.
Yeni bir ülkede yem vermek için atlarına Nice bin atlı kapılmıştı fetih rüzgârına
Askerlerin fetih rüzgârına kapılması yeni yerler fethetmekle açıklanabilir. Ancak dizelerde şair, bu olayı, askerlerin, atlarına yeni bir ülkede yem vermek istemesine bağlayarak hüsn-i talil yapmıştır.

TECAHÜL-İ ÂRİF (BİLMEZLİKTEN GELME)

Anlatımı çekici kılmak veya bir nükte yapmak için,
bilinen bir şeyi bilmezlikten gelmektir.
Denizde boğulur mu insan hiç Ateş her zaman böyle yakar mı Yağmura hazırlıksız yakalanan Böyle sırılsıklam ıslanır mı
Şair, denizde insanın boğulabileceğini, ateşin her zaman yaktığını ve yağmura hazırlıksız yakalananın sırılsıklam ıslanacağını bildiği halde bunları bilmiyormuş gibi davranarak tecahül-i ârif sanatı yapmıştır.
Yılın ilk karı yağdı İyice kısaldı günler Ölülerimiz üşür mü ki
Şair bu dizelerde, ölülerin üşümediklerini bildiği halde, bu durumu bilmezlikten gelerek tecahül-i ârif sanatı yapmıştır.
Şakaklarıma kar mı yağdı ne var Benim mi Allah’ım bu çizgili yüz Şair bu dizelerde, saçlarına ak düştüğünü ve yaşlandığından dolayı yüzünde kırışıklıklar olduğunu bildiği halde, bunları bilmiyormuş gibi bir tavır takınarak tecahül-i ârif sanatı yapmıştır.

TELMİH (ANIŞTIRMA)

şiirde, herkesçe bilinen; geçmişteki bir olaya, ünlü pir kişiye, bir inanca işaret etmek, onu hatırlatmaktır.
Şirinler yüzünden dağ delen Ferhat’lar Aşıtlardan yanan Âşık Kerem’fer görmüşüz
Bu dizelerde, “dağ delen” sözüyle Ferhat’ın, sevgilisi Şirin için dağı delmesi; “yanan” sözüyle Kerem’in Aslı’nın aşkından yanarak yokluğa karışması olayları hatırlatılarak telmih yapılmıştır.
Gökyüzünde İsa ile Tur Dağtnda Musa ile Elindeki âsâ ile Çağırayım Mevlam seni
Bu dizelerde Hz. İsa’nın göğe yükselişi, Hz. Musa’nın Tur Dağı’nda yaşadığı olağanüstü olaylar ve asasıyla gösterdiği mucizeier hatırlatılarak telmih
yapılmıştır.

 

Ey dost senin yoluna Canım vereyim Mevlâ Aşkını komayayım Od’a gireyim Mevlâ
Bu dizelerde “od (ateş)” sözcüğüyle, Hz. İbrahim’in ateşe atılması ve ateşin gül bahçesine dönmesi olayı hatırlatılarak telmih yapılmıştır.
Ne büyüksün ki kanın kurtarıyor tevhidi Bedr’in aslanları ancak bu kadar şan// idi
Bu dizelerde Bedir Savaşı’ndaki askerler hatırlatılarak telmih yapılmıştır.
Avazeyi bu âleme Davut gibi sal Baki kalan bu kubbede hoş bir şada imiş Bu dizelerde Hz. Davut’un gür ve güze! sesi hatırlatılarak telmih yapılmıştır.
Leyla gelin oldu, Mecnun mezarda Bir susuz yolcu yok şimdi dağlarda
« Bu dizelerde dünyada kavuşamayan meşhur âşık- i; 1ar Leyla ve Mecnun hatırlatılarak telmih yapılmıştır.

 

TARİZ (İĞNELEME)

Söylenen sözün, gerçek ve mecaz anlamı dışında büsbütün tersini kastetmektir. Genellikle bir kişiyi ya da durumu iğnelemek, alaya almak için yapılır
Ninesi: “Benim torunum çok cesurdur canım, horozdan korktuğuna bakmayın!” dedi.
Bu cümlede nine, torununun çok korkak birisi olduğunu anlatmak için, olayı tersinden söyleyerek tariz
yapmıştır.
Bu ne kudret ki elifbayı okur ezberden Tutinâme onun indinde gülistan gibidir
Gerçekte elifbayı ezberden okumak basit bir iş olduğu halde, bu dizelerde şair, bu ne kudret sözüyle üstün bir iş gibi gösterip tersini anlatmak istemiş, tariz
yapmıştır.
Bize kâfir demiş müfti efendi Tutalım ben ona diyem müseiman ^ Varıldıkta yarın rûz-ı mahşerde
w İkimiz de çıkarız anda yalan
| Bu dörtlükte, şair kendisine kafir diyen müftüye müs- | iüman dediğini varsaydıktan sonra, kıyamet günü “ yalancı çıkarız diyerek tam tersini -müftünün kâfir olduğunu- anlatmak istemiştir.

 

TENASÜP

Anlamca birbiriyle ilgili sözcüklerin bir dizede, beyitte veya dörtlükte bir arada kullanılmasıdır.
Laleyi, sümbülü gülü hâr almış Zevk u şevk ehlini âh u zâr almış
Bu dizelerde; lale, sümbül, gül, hâr; zevk, şevk; âh, zâr sözcükleri arasında anlamca uygunluk olduğundan, bu sözcükler bir arada kullanılarak tenasüp yapılmıştır.
Aşk derdiyle hoşem el çek ilacımdan tabip Kılma derman kim helâkim zehr-i dermanındadır
Bu dizelerde dert, ilaç, tabip, derman birbirleriyle ilgili kavramlar olarak kullanılmış, tenasüp yapılmıştır.

 

LEFFÜ NEŞR

Genellikle bir beyit içinde birinci dizede en az iki şey söylenip, ikinci dizede bunlarla ilgili benzerlik ve karşılıkların verilmesidir.

Gönlümde ateştin, gözümde yaştın Ne diye tutuştun, ne diye taştın
Bu ikilikte; birinci dizedeki ateş ve yaş sözcüklerine karşılık olarak ikinci dizede; tutuşmak ve taşmak sözcükleri söylenerek leff ü neşr yapılmıştır.
Bakıp ol şüh ile nâz ü niyâze meşkederiz Gülün tebessümüne bülbülün teranesine
Bu beytin ilk dizesinde naz ve niyaz sözcükleri söylenmiş, ikinci dizede gül ve bülbül sözcükleri söylenerek leff ü neşr yapılmıştır.

NİDÂ

Şairin, çok duygulanması ve heyecanlanmasını sağ- ; layan olayları ve varlıkları göz önüne getirip değişik :
ünlemlerle onlara seslenmesidir. ^

Ey kumrulu bahçem, sümbüllü bağım s
Ey bülbüllü derem, mineli dağım §
Sizin ile geçti en güzel çağım
Dur yolcu! Bilmeden gelip bastığın Bu toprak, bir devrin battığı yerdir
Ah benim vefasız sevdiceğim Vefayı semt belleyenim ah!

 

İSTİFHAM

Sözü, sorulan şeye yanıt isteme amacını gütmeden, duyguyu ve anlamı güçlendirmek için soru biçiminde söyleme sanatıdır.
Bana kara diyen dilber Gözlerin kara değil mi
Sana dar gelmeyecek makberi kimler kazsın Gömelim seni tarihe desem sığmazsın
Olur mu dünyaya indirsem kepenk Gözyaşı döksem Nuh Tufanı’na denk

Etiketler:

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.