Edebiyat Şiir Bilgisi Konu Anlatımı

OKUYAN: 728 - Yazar: - Kategori:
Yayın Tarihi: - 00:35

ŞİİR TÜRLERİ

Şiirler, işlenen konular yönüyle çeşitli türlere ayrılır.

1) Lirik Şiir

“Ur” Eski Yunan’da bir sazın ismidir. Lirik şiir de bu saz ile söylenen şiirlerden doğmuştur. İçten gelen heyecanları anlatan duygusal şiir türüdür. Bu şiirlerde akıcılık, coşku ve duygusallık ön plandadır. Lirik şiirlerin konuları çoğunlukla aşk, ayrılık ve ölümdür. Divan edebiyatında özellikle gazeller, murabbalar ve şarkılar; Halk edebiyatında, koşmalar ve semailer lirik şiir türüne örnektir.
Yunus Emre, Fuzuli, Bâki, Nedim, Karacaoğlan, Ahmet Haşim ve Yahya Kemal lirik şiirleriyle tanınır.

GEÇMİŞ YAZ
Rüya gibi bir yazdı. Yarattın hevesinle Her ânını, her rengini, her şi’rini hazdan Hâlâ doludur bahçeler en tatlı sesinle Bir gün bir uzak hatıra istersen o yazdan
Körfez’deki dalgın suya bir bak, göreceksin Geçmiş gecelerden biri durmakta derinde Mehtâb… iri güller… ve senin en güzei aksin Velhasıl o rüya duruyor yerli yerinde
Yahya Kemal

2) Pastoral Şiir

Doğa güzelliklerini, kirve doğa sevgisini; orman, yayla, dağ, köy ve çoban yaşamını, bunlara karşı duyulan özlemleri anlatan şiir türüdür. Eski Yunan edebiyatında çobanın özel bir yeri vardı. Hemen her yapıtta kahramanlar arasında bir çoban yer almıştır.

Bir çobanın, kır hayatının güzelliklerini anlattığı kısa şiirlere “idil”; birkaç çobanın aşk, kır hayatı üzerine karşılıklı konuşması şeklinde yazılan şiirlere “eglog” denir.

Pastoral şiir, edebiyatımıza Abdülhak Hamit Tarhan’ın “Sahra” adlı yapıtıyla girmiştir. Kemalettin Kamu (Bingöl Çobanları), Faruk Nafiz Çamlıbel (Çoban Çeşmesi), Behçet Necatigil pastoral şiir yazan şairlerimizdendir.
Eski Latin edebiyatında Vergilius pastoral tarzda ürünler ortaya koymuştur.

BİNGÖL ÇOBANLARI
Daha deniz görmemiş bir çoban çocuğuyum Bu dağların eskiden aşinasıdır soyum Bekçileri gibiyiz, ebanced buraların Bu tenha derelerin, bu vahşi kayaların Görmediği gün yoktur sürü peşinde bizi Her gün aynı pınardan doldurup testimizi Kırlara açılırız çıngıraklarımızla
Okuma yok, yazma yok, bilmeyiz eski, yeni Kuzular bize söyler yılların geçtiğini Arzu başlarımızdan yıldızlar gibi yüksek Önümüzde bir sürü, yanımızda bir köpek Dolaştırıp dururuz aynı daüssılayı Her adım uyandırır acı bir hatırayı
Kemalettin Kamu

3) Epik Şiir

“Epope”, destan demektir, epik şiir, destansı şiirdir. Konusu savaş, kahramanlık, yiğitlik ve yurt sevgisi olan ya da tarihi bir olayı coşkulu bir anlatımla işleyen uzunca şiirlerdir.

Epik şiirler “doğal epik” ve “yapay epik” olarak ikiye ayrılır. Doğal epik şiirler ulusların milli destanlarıdır: Ergenekon, Mahabarata, Kalevala vb. Yapay epik şiirler, şairi bilinen kahramanlık şiirleridir. Dünya edebiyatındaki başlıca yapma destanlar; Tasso’nun “Kurtarılmış Kudüs”, Milton’un “Kaybolmuş Cennet” adlı yapıtlarıdır. Türk Edebiyatında da Kayıkçı Kul Mustafa’nın “Genç Osman Destanı”, Mehmet Akif’in “Çanakkale Şehitlerine” adlı şiiri, Fazıl Hüsnü Dağlarca’nın “Üç Şehitler Destanı” adlı yapıtı örnek gösterilebilir.

ÜÇ ŞEHİTLER DESTANI
Atıldı, bir Mehmetçik, büyü bozuldu Bir düşman süngüsüne, göğsünden Bu şehadetle kayalar yarıldı sanki Dipçik gürültüsünden.
Soruyordu herkes birbirine “Parlayan şey bu mu?”
Muzaffer oluyordu bileklerimizde Tarihin ilk dipçik hücûmu
Hayran oluyordu koca gökyüzü Göğüslerimizde büyüyen bahta 28 Mart günü bir Adsıztepe’de Çeliğe karşı tahta
Fazıl Hüsnü Dağlarca

4) Satirik Şiir

Toplumsal düzensizlikleri, kişilerdeki dalkavukluk, düzenbazlık, kendini beğenmişlik, makam düşkünlüğü gibi huyları; devlet yönetiminde çıkarcılık ve beceriksizlikleri anlatan, bunları yeren şiirlerdir.

Yergi; kişi ve toplumdaki kusurlu ve gülünç yönleri iğneleyici ve alaycı bir dille ortaya koymaktır. Yergi, Halk edebiyatında taşlama, Divan edebiyatında hiciv, Batı edebiyatında satir adını alır. Halk edebiyatında Seyrani, Kaygusuz Abdal; Divan edebiyatında Şeyhi, Nef’i; Tanzimat sonrası edebiyatta da Ziya Paşa, Şair Eşref, Neyzen Tevfik satirik şiirin başarılı örneklerini vermişlerdir.

Taşlama
Ormanda büyüyen adam azgını Çarşıda pazarda insan beğenmez

Medrese kaçkını softa bozgunu Selam vermek için insan beğenmez
Elin kapısında karavaş olan

Burunu sümüklü, gözü yaş olan

Bayramdan bayrama bir tıraş olan

Berbere gelir de dükkân beğenmez
Kazak Abdal söyler bu türlü sözü

Yoğurt ayran ile hallolmuş özü

Köyden şehre inse bir köylü kızı

İnci yakut ister mercan beğenmez
Kazak Abdal

5) Didaktik Şiir

Belli bir düşünceyi anlatmak ya da belli bir konuda öğüt ve bilgi vermek, ahlaki bir ders çıkarmak amacıyla öğretici nitelikte yazılan, duygu yönü zayıf şiirlerdir.
Manzum masallar arasında, kahramanları hayvan, bitki veya cansız varlıklar olan ve ders vermek amacı güden öykülere fabl adı verilir. Kişilerin ve toplumların bozuk, eksik yönlerinin anlatıldığı fabl türündeki şiirler de didaktik şiir örnekleridir.

KARGA İLE TİLKİ
Bir dala konmuştu karga cenapları Ağzında bir parça peynir vardı Sayın tilki kokuyu almış olmalı Ona nağme yapmaya başladı “Ooooo! Karga cenapları, merhaba Ne kadar güzelsiniz; ne kadar şirinsiniz Gözüm kör olsun yalanım varsa Tüyleriniz gibiyse sesiniz Sultanı sayılırsınız bütün bu ormanın.”
Keyfinden aklı başından gitti bay karganın Göstermek için güzel sesini Açınca ağzını düşürdü nevalesini Tilki kapıp onu dedi ki: “Efendiciğim,
Size küçük bir ders vereceğim;
Alıklar olmasa iş kalmaz açıkgözlere Böyle bir ders de değer sanırım bir peynire.”
Karga şaşkın, mahçup biraz da geç ama Yemin etti gayrı faka basmayacağına
La Fontaihe’den çeviren: Orhan Veli

6) Dramatik Şiir

Manzum olarak yazılmış tiyatro yapıtları dramatik şiir türüne girer. Trajedi, komedi ve dram türündeki manzum tiyatroların genel adıdır.
Dramatik manzume, karşılıklı konuşma şeklinde yazılan manzumedir.

ŞİİRDE YAP!

NAZIM BİRİMİ

Şiiri oluşturan dize gruplarına denir. Nazım birimi şiiri oluşturan yapı taşlarından biridir. Şiirdeki her bir satıra dize denir. Şiirde dizelerin kümelenmesinden meydana gelen nazım birimi; kümede bulunan mısraların sayısına göre adlandırılır.

DİZE (MISRA)

Şiirin en küçük birimidir. Şiirin satırlarından her birine verilen addır.
Gönüldendir şikâyet kimseden feryadımız yoktur

BEYİT (İKİLİK)

Aynı ölçüyle yazılmış, anlamca birbirine uygun iki dizeden oluşan şiir birimidir. Divan edebiyatında birçok nazım türü, beyit esasına göre yazılır.
Ne yanar kimse bana âteş-i dilden özge Ne açar kimse kapım bâd-ı sabâdan gayrı

DÖRTLÜK

Dört dizeden oluşan şiir birimidir. Daha çok Halk edebiyatı nazım türlerinde görülür.
Gidene bak gidene Güller sarmış dikene Mevla sabırlar versin Gizli sevda çekene

BENT

Üç, beş ve daha fazla dizeli öbeklere verilen addır. Şairim
Zifiri karanlıkta gelse şiirin hası Ayak seslerinden tanınm Ne zaman bir köy türküsü duysam Şairliğimden utanırım

NAZIM BİÇİMİ (ŞEKLİ) VE NAZIM TÜRÜ

Şiirlerin; şiir birimlerine, uyaklanış şekillerine, ölçülerine ve dize sayılarına göre sınıflandırılması nazım biçimi; işledikleri konulara ve ilgili oldukları alanlara göre sınıflandırılmasına nazım türü denir.

Şimdi Türk edebiyatındaki nazım biçimlerini ve türlerini dönemlerine göre sınıflandıralım:
Aşağıda sınıflandırılmış nazım biçimleri ve nazım türleri, ilgili edebiyat dönemlerinde ayrıntılı bir şekilde anlatılacaktır.

İslamiyet Öncesi Türk Edebiyatı Nazım Biçimleri (Dörtlük-Hece)
1) Koşuk
2) Sagu
3) Destan

Anonim Halk Edebiyatı Nazım Biçimleri (Dörtlük-Hece)
1) Mani
2) Türkü
3) Ninni
4) Ağıt

Âşık Edebiyatı Nazım Biçimleri (Dörtlük-Hece)
1) Koşma
2) Semai
3) Varsağı
4) Destan

Âşık Edebiyatı Nazım Türleri (Dörtlük-Hece)
1) Güzelleme
2) Taşlama
3) Koçaklama
4) Ağıt

Tekke ve Tasavvuf Edebiyatı Nazım Türleri (Dörtlük-Hece)
1) İlahi
2) Nefes
3) Nutuk
4) Sathiye
5) Devriye

Divan Edebiyatı Nazım Biçimleri (Beyit-Aruz)
1) Gazel
2) Kaside
3) Mesnevi
4) Müstezat
5) Kıta

Divan Edebiyatı Nazım Biçimleri (Dörtlük-Aruz)
1) Rubai
2) Tuyuğ
3) Şarkı
4) Murabba

Divan Edebiyatı Nazım Biçimleri (Bent-Aruz)
1) Terci-i Bent
2) Terkib-i Bent

Divan Edebiyatı Nazım Türleri (Beyit-Aruz)
1) Tevhid
2) Münacaat
3) Naat
4) Mersiye
5) Hicviye
6) Medhiye
7) Fahriye

Batı Edebiyatından Alman Nazım Biçimleri

Sone

Genel olarak kısa şiir, türkü demektir. İki dörtlük ve iki üçlükten oluşan, özel bir uyak düzeni olan nazım şeklidir. Uyak düzeni: abab, abba, ccd, eed.

Terza-rima
Üçlü bentlerden oluşan ve en sonu tek dizeye bağlanan bir nazım şeklidir. Türk edebiyatına, İtalyan edebiyatından geçmiştir. Uyak düzeni: aba, bcb, cdc, ded, e.

Triyoie
On dizeden oluşur. İlk bölüm iki, sonraki bölümler dört dizeden oluşur. Birinci bölümün ilk dizesi, birinci dörtlüğün sonunda; ikinci dizesi, ikinci dörtlüğün sonunda tekrar edilir. Uyak düzeni: ab, aaaa, bbbb.

ŞİİRDE AHENK (SES VE RİTİM)

Şiirde ahenk, birbiriyle uyumlu seslerin, belli bir ritimle bir arada bulunmasıyla sağlanır. Şiirde ahengi sağlayan ses ve ritim unsurları şunlardır:
1) Asonans
2) Aliterasyon
3) İç Kafiye
4) Ölçü
5) Uyak (Kafiye)
6) Redif

ASONANS

Şiirde aynı sesli harflerin tekrarlanmasından oluşan ahenktir.
Gül bülbülü güldürür mü Ülfet eyler öldürür mü
Bu dizelerde “ü” sesli harfinin tekrarlanmasıyla ahenk sağlanmış, asonans yapılmıştır.

ALİTERASYON

Şiirde aynı sessiz harflerin tekrarlanmasından oluşan ahenktir.
Sessizim üzsen de sonsuza dek sevdiğim Sevsen de sevmesen de seni hep seveceğim Bu dizelerde “s” sessiz harfinin tekrarlanmasıyla ahenk sağlanmış, aliterasyon yapılmıştır.

İÇ KAFİYE

Dize ortalarında bulunan ve mısra sonlarındaki uyakla uyumlu ses benzerliği oluşturan ses benzerliğidir.
Kamu bimârına cânân / devâ-yı derd ider ihsan Niçün kılmaz bana derman / beni bimâr sanmaz mı? Bu dizelerin ortasında bulunan “cânân” ve “dermân” sözcükleriyle, birinci dizenin sonundaki “ihsan” sözcüğü arasında ahenk sağlanmış, iç kafiye yapılmıştır.

ÖLÇÜ (VEZİN)

Şiirde dizelerin hece sayısına veya hecelerin ses değerine göre bir uyum içinde olmasıdır. Türk edebiyatında aruz ve hece olmak üzere iki ölçü kullanılmıştır. Ayrıca birçok şair serbest ölçüyle de şiir yazmıştır.

1) Aruz Ölçüsü

Dizelerde hecelerin uzunluğuna ve kısalığına dayanır. Her dizenin ses bakımından denk olması esas olarak kabul edilir.
Sesli harfle biten heceler “açık hece”, sessiz harfle biten heceler ise “kapalı hece”dir.

Her dizenin son hecesi, nasıl biterse bitsin, kapalı hece kabul edilir.

Açık heceler kısa, kapalı heceler ise uzun olarak kabul edilir.

Açık heceler (.) nokta, kapalı heceler (-) kısa çizgiyle gösterilir.

Aruz kalıpları gereği, kısa hecelerin uzun okunmasına imâle, uzun hecelerin kısa okunmasına ise zihaf denir. Bunlar birer aruz kusurudur. Kapalı heceyi açık hece durumuna getirmek için, sessizle biten bir sözcüğün, sesliyle başlayan bir sözcüğe bağlanarak okunmasına vasl (ulama) denir.
Aruz ölçüsü, Arap edebiyatı kaynaklıdır. Türkler aruz ölçüsünü 11. yüzyıldan itibaren kullanmaya başlamışlardır. Divan edebiyatının tüm nazım ürünlerinde aruz ölçüsü kullanılmıştır.

2) Hece Ölçüsü

Dizelerdeki hece sayılarının birbirine eşit olması esasına dayanır. Bu ölçüyle oluşturulan şiirlerde dizelerde vurgu yapmak amacıyla bir ya da iki kez durulur. Durulan bu yerlere “durak” denir. Duraklar sözcük ortasında bitmez. Dizedeki hece sayısı çift ise durak genellikle heceleri eşit böler: 8=4+4.

Dizedeki hece sayısı tek ise genellikle hece sayısı çok olan durak ya da duraklar önde, hece sayısı az olan durak sonda bulunur: 7=4+3, 11=6+5, 11=4+4+3.
Türklerin ulusal ölçüsüdür. Genellikle, İslamiyet öncesi Türk edebiyatında ve Halk edebiyatı ürünlerinde kullanılmıştır. Daha çok 7’li, 8’li ve 11 ’li kalıpları kullanılmıştır.

Yağız atlar kişnedi, meşin kırbaç şakladı

Bir dakika araba yerinde durakladı

Neden sonra sarsıldı altımda demir yaylar

Gözlerimin önünden geçti kervansaraylar

Bu dörtlük 7+7 = 14’lü hece ölçüsüyle yazılmıştır.

Ya-ğız at-lac kiş-ne-di / me-şin kır-baş şak-la- dı
Bir da-ki-ka a-ra-ba /ye-rin-de du-rak-la-dı

3) Serbest Ölçü

Ölçü ve uyak düzeni olmayan şiirlerin ölçüsüdür. Bu ölçüyle oluşturulan şiirlerde uyum, hece sayısı ve uyakla değil; sözcüklerdeki ses ilişkileriyle sağlanır. 19. yüzyılın sonlarında doğmuş ve hızla gelişmiştir. Edebiyatımızda 1930’lardan beri kullanılmaktadır.

Sen Türkiye gibi aydınlık ve güzelsin

Benim doğduğum köyler de güzeldi

Sen de anlat doğduğun yerleri

Anlat biraz

UYAK (KAFİYE)

Şiirde dize sonlarındaki ses benzerliğine uyak denir. Uyak, seslerin tekrarlanmasıyla dizelerin ahengini artıran bir musiki unsurudur. Uyağı oluşturan eklerin, sözcüklerin yazılışları ve okunuşları aynı, anlamları ve görevleri farklı olmalıdır.

Aşk, dostluk…

Hepsi dökülür yapraklar

Çıplak bir ağaç durgun suda aksin

Yalnızlık dediğin hayatta başlar

Kabir boyunca devam etmek için

 

Ne hasta bekler sabahı

Ne taze ölüyü mezar

Ne de şeytan bir günahı

Seni beklediğim kadar

REDİF

Dize sonlarında yazılışları, anlamları ve görevleri aynı olan eklerin, sözcük ve sözcük gruplarının tekrar edilmesine redif denir. Redif uyaktan sonra gelir, her dize sonunda redif bulunmak zorunda değildir.

Ben sizinle sarmaş dolaş otmuşum, dalgalar

Pamuk yüklü gemilerin ardında gezemem

Doyurmaz artık beni bayraklar, bandıralar

Mahkûm gemilerinin sularında yüzemem

 

Bardak boşalır bencileyin dolmayı bilmez

Benzim gibi yaprak sararıp solmayı bilmez

Hiçbir şey canımca feda olmayı bilmez

Canım senin uğrunda feda olmak içindir

 

Ya Rab, belâ-yı aşk ile kıl âşinâ beni

Bir dem belâ-yı aşktan etme cüdâ beni

UYAK TÜRLERİ

1) Yarım Uyak

Tek ses -genellikle sessiz harf- benzerliğine dayanan uyak türüdür.

Düşman geldi tabur tabur dizildi

Alnımıza kara yazı yazıldı

Delik-demir çıktı mertlik bozuldu

Eğri kılıç kında paslanmalıdır

2) Tam Uyak

İki ses -genellikle bir sesli bir sessiz harf- benzerliğine dayanan uyak türüdür.

Mazi köyünde, hatıralar gölgesinde kal

Dolaştığın tabiatı günlerce seyre dal

3) Zengin Uyak

Üç ya da daha çok sesin benzerliğine dayanan uyak türüdür.

Ertesi gün başladı gün doğmadan yolculuk

Soğuk bir mart sabahı buz tutuyor her soluk

4) Cinaslı Uyak

Anlamları ayrı, yazılış ve söylenişleri aynı olan sözcük ya da sözcüklerin benzerliğine dayanan uyak türüdür.

Dönülmez akşamın ufkundayız. Vakit çok geç

Bu son fasıldır ey ömrüm, nasıl geçersen geç

 

Her nefeste eyledik yüz bin günâh

Bir günâha etmedik hiçbir gün âh

Kimi solgun, sarışın; kimi ak, kimi kara

Kiminin arkasında görünüyor Ankara

UYAK DÜZENLERİ

Dizelerin son seslerine bakılarak bir dörtlüğün uyak düzeni çıkarılabilir. Bir dizenin hangi dize ile uyaklı (kafiyeli) olduğunun gösterilmesine uyak düzeni denir.

1) Düz Uyak

Birinci ile ikinci dizenin; üçüncü ile dördüncü dizenin birbirleriyle uyaklı olmasıdır.
Uyak düzeni aabb biçimindedir.
…………………a
…………………a
…………………b
…………………b

Derler bitir hakikati yüzlerce feylesof – a

Bir kısmı şek ve şüphede bir kısmı hayli kof a

Aksetmiyor çoğunda fikirler ayan beyan b

Hayyâm imiş hakikati az çok fısıldayan b

Halk edebiyatında dörtlüklerde kullanılan aaab şeklindeki uyaklar da düz uyaktır.

Ağacınız yapraklarla donanır a
Taşlarınız bir birliğe inanır a
Her çiçekler bağnnızda gönenir a
Pınarınız çağlar akışır dağlar b

2) Çapraz Uyak

Birinci ile üçüncü dizenin, ikinci ile dördüncü dizenin uyaklı olmasıdır.
Uyak düzeni abab biçimindedir.
…………………a
…………………b
…………………a
…………………b

Hafız’ın kabri olan bahçede bir gül varmış a

Yeniden her gün açarmış kanayan rengiyle b

Gece bülbül ağaran vakte kadar ağlarmış a

Eski Şiraz’ı hayal ettiren âhengiyle b

3) Sarma Uyak

Birinci ile dördüncü dizenin, ikinci ile üçüncü dizenin uyaklı olmasıdır.
Uyak düzeni abba biçimindedir.
…………………..a
…………………..b
…………………..b
…………………..a

ŞİİRDE TEMA

Bir sanat yapıtının üzerine temellendirildiği duygu ve düşünceye tema denir. Konu ile karıştırılmaması gereken bir terimdir. Konunun somut nitelikli olmasına karşılık, tema soyut özellikler gösterir. Bir yapıtın teması, onun konusu değildir. Konunun çok özel bir biçimde işlenmiş ayrıntısıdır. Örneğin “sonbahar”ın konu edildiği bir şiirde “sonbahar karşısında duyulan hüzün”, bu şiirin “tema”sı olarak ifade edilebilir. Şiirde daha çok duygu ve hayaller işlenir; bir şiirde yoğun olarak işlenen duygular ve hayaller şiirin temasını oluşturur.

ŞİİRDE ZİHNİYET

Sanat yapıtı, sanatçısının dünya görüşünü, sanatçı da içinde yaşadığı çevrenin ve dönemin sanat anlayışını, sosyal, siyasi, dini, ekonomik, askeri ve kültürel hayatının özelliklerini ve etkisi altında kaldığı geleneği yansıtır. İşte, sanatçının, yapıtına yansıttığı, bir dönemdeki dini, siyasi, sosyal, ekonomik, sivil ve askeri hayatın duygu, anlayış ve zevk bütününe zihniyet denir. Bu bakımdan bir şiir incelenirken sanatçının yetiştiği dönem, o dönemin sosyal, kültürel ve sanatsal özellikleri de göz önünde bulundurulmalıdır.
Örneğin, Yunus Emre, tasavvuf eğitiminin verildiği tekkelerde yetişmiş bir şairdir. Tasavvufa göre dünya bir gurbettir. Can, Mutlak Varlık olan Allah’a dönecektir. Gerçek vatan Allah katı, gerçek sevgili de Allahtır. Yunus Emre de tasavvuf felsefesinin oluşturduğu zihniyetin etkisiyle şiirler yazmıştır. Buna karşılık Lale Devri’nde yaşamış olan ünlü Divan şairi Nedim’in şiirlerinde, eğlenceye düşkün bir zihniyetin izleri görülür.

ŞİİR VE GELENEK

Sanat yapıtlarında “geçmiş’Me bir şekilde irtibat kurulmak zorundadır. Yönünü geleceğe doğru çizmiş bir edebiyatın geçmişten neler alabileceği şaşırtıcı bir konudur. Geçmiş; donuk, saf, temiz bir durumda yer almaz. Geçmişle ilişkiye geçen bir şair, onda kendine has bir araştırma alanı açar. Bu alandan ilerleyerek şiirinde geleneği temsil ettiğine inandığı olaylara, sözlere telmihte bulunur. Yani şiir geleneği, daha önce yaşamış şairlerin eserleriyle oluşur ve geleneği oluşturan ve devam ettiren şairler arasında biçim ve içerik açısından benzerlikler görülür.

Türk edebiyatında üç şiir geleneği vardır:
1) Halk Şiiri Geleneği
2) Divan Şiiri Geleneği
3) Modern Şiir Geleneği

Halk Şiiri Geleneğinin Özellikleri

® Şiirler, sade bir halk Türkçesiyle söylenmiştir.
© Nazım birimi olarak dörtlük kullanılmıştır.
© Hece ölçüsü kullanılmıştır.
® Redif ve uyağa önem verilmiş, genellikle yarım kafiye kullanılmıştır.
® Aşk, doğa, tasavvuf, yiğitlik gibi konular işlenmiştir.
® Şiirler doğaçlama olarak söylenmiştir.
© Halkın içinden yetişmiş ve çoğu okuryazar olmayan sanatçılar tarafından oluşturulmuştur.
® Ortak nazım biçimleri kullanılmıştır.

Divan Şiiri Geleneğinin Özellikleri

® Aruz ölçüsü kullanılmıştır.
® Arapça ve Farsça sözcük ve tamlamalar sıkça görülür.
® Nazım birimi beyittir; dörtlükle oluşturulan nazım şekilleri de vardır.
© Şiirlerde aşk, tabiat, din, tasavvuf gibi genellikle bireysel konular işlenmiştir.
© Şiirlerde konu bütünlüğüne ve bütün güzelliğine değil, beyit güzelliğine yer verilmiştir.
® Ortak nazım biçimleri kullanılmıştır.
® Mazmun denen, kalıplaşmış sözler kullanılmıştır.
® Genellikle zengin uyak kullanılmıştır.

Modern Şiir Geleneğinin Özellikleri

® Ölçünün, nazım biriminin ve kafiyenin şart olmadığı savunulmuş, ölçüsüz ve kafiyesiz şiirlerin örnekleri verilmiştir.
© Sanatlı söyleyişin yerine, yalın ve doğal söyleyiş benimsenmiştir.
® Her türlü konu işlenmiştir.
® Genelde serbest şiir tarzı benimsenmiştir.
® Şiirlerde sözcük dizilişi ve iç ahenk ön plandadır.

ŞİİR DİLİ

Şiirde kullanılan dil, günlük konuşma dilinden farklı özelliklere sahiptir.
Şiir Dilinin Başlıca Özellikleri
® İmgelerden yararlanılır.
© Az sözle çok şey anlatmak amaçlanır.
® Söz sanatları yoğun ve etkili bir şekilde kullanılır.
® Sözcükler genellikle gerçek anlamlarının dışında, mecaz ve yan anlamlarıyla kullanılır.

İmge ve Ortaya Çıkış Sebepleri
İmge: Farklı düşünce, duygu ve hayallerin, yeni olay ve durumların zihinde oluşturduğu görüntü ve tasarımların mecazlar ve söz sanatlarıyla şiirde ifade edilmesidir.
® İnsanı, hayatı ve dünyayı soyut ve somut yönleriyle ifade eden doğal dile ait göstergelerin (sözcük, kavram ve deyişlerin) sınırlılığı
® İnsan duygusu, düşüncesi ve hayalinin sınırsızlığı
® Evrenin zenginliği ve belirsizliği

Örnek
Yara benden yara benden Söyleyin yâra benden Ne biter ne tükenir Ok senden yara benden
Bilindiği üzere seven ile sevilen arasında sitem, naz, darılma, kızma ve barışma asla bitmez. Yukarıdaki manide âşık, sevgilisinin sitem, naz, hakaret, suçlama gibi hareketlerinin asla bitmediğini ve kendisinin de her türlü hakaret ve suçlamaya katlandığını söylüyor. Fakat bu gerçeği “ok atmaların ve yaralanmaların bitip tükenmemesi” imgesiyle çarpıcı biçimde vurguluyor.
Ben sana mecburum bilemezsin Adını mıh gibi aklımda tutuyorum
Bu dizelerde şair sevgilisinin adını hiçbir zaman unutmadığını “mıh gibi aklında tutmak” imgesiyle dile getiriyor.

 

ŞİİRDE GERÇEKLİK VE ANLAM

Şiirdeki gerçekliğin temelinde yaşam vardır. Ancak buna şairsel yaklaşım söz konusudur. Şair, yaşadıklarıyla, sezgileriyle, tasarılarıyla, izlenimleriyle gerçekliği algılar ve kendine göre dönüştürür. İşte şair, bu dönüştürme sırasında dil göstergelerine yeni anlam ve değer kazandırır, duygu ve çağrışım değerleriyle üzerinde durulan konuyu zenginleştirir. Dönüşen bu gerçeklik her okuru farklı boyutlarda etkiler. Bu etki ise okurun yaşına, eğitim ve kültür seviyesine, hayallerine, izlenimlerine, içinde bulunduğu duruma ve döneme göre değişir.
Anlam ise bir dil biriminin ilettiği, uyandırdığı, düşündürdüğü, sezdirdiği, çağrıştırdığı kavram, tasarım, düşünce ve sezgidir. Her şiir, her okuyucuda farklı duygular uyandırır. Ancak belirli dönemlerde yazılmış birçok metnin ortak yönleri olduğu hissedilir, belirlenir. Bir şiirin her okunduğunda yeniden yorumlanabilmesi anlam bakımından zengin olmasına bağlıdır.

ŞİİRDE YORUM

Okurun bilgi, kültür seviyesi, zevk ve anlayışı, ruh hâli, yaşı, yaşadığı ortamı, şiiri farklı yorumlamasında etkilidir. Şiirde duygu, düşünce, olay ayrıntılarıyla anlatılmaz, boşluklar bırakılır; okuyucu bu boşlukları kendi istek ve beklentilerine göre yorumlar. Bir şiir yo- runlanırken şiiri meydana getiren parçalar arasında ilişki kurulmalı, her parçanın bütün içindeki işlevi belirlenmelidir.
Şiir Yorumunda Dikkat Edilmesi Gerekenler
® Şiirin yazıldığı dönemin şartları ® Şairin edebi kişiliği © Şairin bağlı olduğu geleneğin özellikleri © Şiirin çok anlamlı olup olmadığı

METİN VE ŞAİR

Bir şiir, şairinin izlerini taşır. Şairin kişiliği, kültür birikimi, dünya görüşü, sanat ve hayat anlayışı şiirin oluşumunda etkilidir. Şairle ilgili bu özelliklerin bilinmesi, okurun,- şiiri daha sağlıklı bir biçimde yorumlamasına yardımcı olur.

ŞİİR İNCELEMESİ

KOŞMA – Âşık Ömer

Ela gözlerine kurban olduğum

Yüzüne bakmaya doyamadım ben

İbret için gelmiş derler cihana

Noktadır benlerin sayamadım ben
Aşkın ateşidir sinemi yakan

Lütfuna irer mi çevrini çeken

Kolların boynuma dolanmış iken

Seni öpmelere kıyamadım ben
Terk eyledim ağalarım beylerim

Boz bulanık seller gibi çağlarım

Anın için ben ah edip ağlarım

Ayrılık oduna doyamadım ben
Kaldı deli gönül kaldı hep yasta

Mevla’m erdir beni murada kasda

Âşık Ömer eydür sevgili dosta

Allah’ısmarladık diyemedim ben

İnceleme

Sevgiliden ayrılık “tema”sı işlenmiştir.
>Halk şiiri geleneğine bağlı kalınmıştır.
>Açık ve anlaşılır bir dil kullanılmıştır.
>Dörtlüklerle oluşturulmuştur.

>Uyak düzeni “abab, cccb, dddb, eeeb”dir.

>11’li hece ölçüsüyle söylenmiştir.

E-la göz-le-ri-ne kur-ba-nol-du-ğum

Yü-zü-ne bak-ma-ya do-ya-ma-dım ben

 

>Uyak ve rediften yararlanılmıştır.

do- y– amadım ben

sa-y – amadım ben

y: yarım uyak

amadım ben: redif

>Asonans ve aliterasyondan yararlanılmıştır.

Aşkın ateşidir sinemi yakan

Lütfuna irer mi çevrini çeken
a, e, i” ünlüleri ile asonans yapılmıştır.

>Söz sanatlarından yararlanılmıştır.
noktadır benlerin: benzetme
seller gibi: benzetme
aşkın ateşi, ayrılık odu (ateşi): benzetme

Etiketler:, , , , , , , ,

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir